Sağlık:
Detoks ile Aşırı Kilo Almanın Önüne Geçin!

Bahar mevsimiyle beraber uygulayacağınız basit yöntemlerle hem aşırı kilo almanın önüne geçin, hem de ciddi hastalıklardan korunun.

Modern hayatın izdüşümünü; kolay kilo alma, diyabet, insülin rezistansı, hipotroidi, vb. pek çok hastalık olarak yaşıyoruz. Hem bu sorulara cevap arayalım, hem de bahar mevsimiyle beraber hücrelerimizi detoks etmenin yollarını arayalım istedik.

Sorularımızı yönelttiğimiz Biyokimya ve Anti-Aging Uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu, hem kilo almamızın hem de toksin dolu hücrelerimiz sebebiyle hastalanmamızın aynı sebeplere dayandığını www.guzellikhaber.com 'a arılattı ve çözüm önerilerinde bulundu.

Obezite ciddi bir sorun

Öncelikle bazı bilinen yanlışları düzeltmeliyiz. Yıllardır low fat (az yağlı) kavramına öyle çok alıştırıldık ki yağlı yemek ve kilo beyinde aranda birbirini çağrıştırır oldu.

90'lı yıllardan beri az yağlı-yağsız ürünler piyasaya çıktıkça, bu tatsız gıdalan lezzetli yapmak için azaltılan yağın yerine şeker kondu. Sonra şeker zararlı tespitine varılınca, şeker yerine tatlandırmaya geçildi. Yıllar boyunca da üreticiler hem low-fat (az yağlı) hem no-sugar (şekersiz) etiketli ürünlerinden iyi para kazandılar.

Bakıldı ki, hem yağ yok hem şeker ama yine kilo alımı vat ve bu giderektir global bir sorun oluyor. Hakikaten de şu an çocuklardaki obezite bir dünya meselesi olacak boyutta ele alınması gereken boyuttadır. Time dergisi ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu anki obez çoçukların 40'lı yaşların hastalıklarına sahip olduğunu söylüyor.

Asıl sebep ‘az yemek’...

Bir çoğunun kendi 40'lanna gelince diyalize bağlanacak kadar hasta olma potansiyelinde olduğu belirtiyor. Bütün bunlar ne demektir?

Bunca ilime, bilime, araştırmaya rağmen bu durum neden çığ gibi büyümektedir. Burada kendi bakış açımı sizlerle paylaşacağım:

Elbette aslında çok basit mantık olarak herkesin kurabileceği şu cümleyle başlanabilir: İşlenmiş gıdalar tüketimi bunun sebebidir. Bu doğrudur. Ancak bunu kabul ettiğimiz anda şu eski mitten vazgeçmeliyiz: 'Giren kalori, harcanandan fazlaysa kilo alınır.

Bu şu andaki obezite ve kilo meselesini açıklayabilecek bir ifade olmaktan çıkmıştır.

Esasında bu söylem, üzerinde düşük kalorileri yazılı yağsız ürünlere bakınca zaten anında bu bizi matematik olarak haksız duruma düşürür. Konu şu ki, kişiler çok yedikleri veya çok kalorili yedikleri için kilo almazlar; bünyeleri kilo almaya müsait olduğu için 'az yiyerek' kilo alırlar.

Pek çok medikal yazıda metabolik sendrom, insülin rezistansı, leptin hormonu vs gibi konunun suçluları olarak tespit edilen durumlar ele alınır. Bahsi geçenlerin hepsi alt başlıklar olarak doğrudur. Ancak işin biyokimyasal ayrıntılarını anlamak hekimlerin bile, onlarca yıllık eğitim ve tecrübelerine rağmen ekstra bir ders çalışmayla kavrayabilecekleri karmaşıklıktadır. Hal böyleyken 3-5 gazete yazısı, 1-2 kitapla, 1 kursla bunu kendinizin tam olarak anlamaya çalışması mantık dışıdır. Bilinmesi gereken en düz en basit mantık sadece şu kadarcıktır.

Hastalık da olmaz...

Hücre motoruna yakıt olarak koyacağınız besin, hücrenin biyolojik ihtiyaçlarına uygunsa, motor iyi çalışır. Ne kilo ne hastalık yapar. Ama motora yanlış benzin koyarsak, hem performans düşer hem egzoz, yani artık çoğalır.

Sonuçta hücre kendini ve sizi korumak için o tür yakıtı almamaya ve depoda kullanılmadan tutmaya yönelik bir takım durumlar yaratır ki işte metabolik sendrom, insülin ve leptin direnci vs adı altında anlatılan karışık mekanizmaların başlangıcı bu şekilde oluşur.

Midenizi doyurmayın

BU yazının amacı özellikle alttaki kutuda yazan 3. grubun az kalorili ve yağsız şekersiz de olsa, işlenmişliği yüzünden içinde hücre beslenmesine uygun hiç içerik taşımadığını anlatmaktır. Yani dünyanın sorunu olan kilo, hastalıklar ve kansere kadar tüm meseleler, hücre motoruna yanlış benzin koymaktan olur. Durum bu kadar basit, çözüm bu kadar açıktır. Biz, insanlar da diğer canlılar gibi, bir ‘biyolojik canlı türü’yüz. Biyolojimize uygun davranmalıyız. Biyolojinin basit kuralları var. Biz biyolojinin kanunlarında üstün değiliz. Biz biyolojimize uyacağız. Oysa hep biyolojimizi nefsimize uydurmaya çalıştık. Görüyoruz ki topyekün yanıldık. Midemizi değil hücremizi doyurmaya başlamalıyız.

Bu basit kuralları uygulayabilirsiniz

SÎZLER, kendi sağlığı için 'doğru kaynaktan' bilgi edinmeyi yapılacaklar listesinde en başa koyup devamında sadece şu basit kurallarla devam edebilirsiniz:

1- ) Tüm 'bitkiler' sağlıklıdır. Her türlü sebze, meyve, baharat, yağlı yohum, kuruyemiş, baklagiller, kinoa, amarant, karabuğday, buğday ruşeymi gibi tahıllar, bitki çayları, alkali su. Liste bunlarla başlar. Bu gruptan ne kadar çok yerseniz o kadar iyidir. Bu gruptan hiç zarar gelmez.

Bu grupta zarar sıfır, fayda maksimumdur.

2- ) İkinci grup zararına göre faydasının daha çok olduğu gruptur: Balık, keçi, koyun, manda sütü, peynir, yoğurt, lor peyniri ve kefir, hindi eti, az miktarda kuzu eti, yumurta, organik tavuk, esmer pirinç bu gurupta sayılabilir. Bu grup da normal beslenmenin parçasıdır.

3 - ) Grup çöpe atılacakları içerir: İşlenmiş her şey, unlu, şekerli tüm gıdalar, işlenmiş etler, soslar, hazır şekerli kolalı içecekler, alkol, kızartmanın her türlüsü, barbekü olan her şey, tütsülenen her şey, kısaca genelde manavda değil market rafında olanlar.

Yukarıda sayılan gıdalar duymaya alıştığınız üzere alkali ve asitlendiren gıdalar olarak da bildiklerinizdir. Amaç midemizi değil hücremizi doyurmak olmalıdır. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

"Detoks ile Aşırı Kilo Almanın Önüne Geçin!" Yorumları

Obezite Kanser Tehlikesini Artırmaya Devam Ediyor!
Obezite Kanser Tehlikesini Artırmaya Devam Ediyor, Kanser ile obezite arasındaki ilişki, 2035 yılında ortalama...

Haberi Oku